21 Mayıs 2009 Perşembe

Yolculuk

Otobüsün camından bakıyorum göz ucuyla. Akşam güneşi tek yanağımı bir yalıyor bir saklanıyor. Trafiğe rağmen artık yolda olmanın verdiği bir kendinden eminlik var içimde. Ne de olsa bu yolun başlangıcı ve sonunu biliyorum. Tahmini ne kadar süreceğinide. Hayatımdaki gibi ne kadar titizlikle planlasamda başı, sonu ve süresi belli olmayan bir yol değil. Basit ve sıradanlığı kimi zaman ağırlık yapsa da böğrüme. Kulağımda kulaklıklarım, elimde kitabım olduğunda zaten rutinleşmesine engel oluyorlar istediğimde. Eh, arabayıda ben kullanmadığıma göre, gel keyfim gel.

Bu kısa ya da uzun yolculuklarında yüklendiği anlamlarla birlikte zorluk dereceleri değişiyor. Bir yerden başka bir yere gitmek çoğunlukla olağanlaşınca hayatında -evden işe, işten eve- bir takım özelleştirmelere gidiyorsun keyfini çıkarabilmek için bu hallerin. Çantada bir kitap ya da bir dergi. Bazen kulağında buralarda çalmayan müzikler. Koltuk tercihlerin bile oluşuyor çaktırmadan. Önlerde olsun, cam kenarında olsun, şimdi güneş o taraftan vurur öyleyse şu taraftaki koltuk olsun.

Hayatımda da bu kadar basitleşebilse ya şu yolculuğun keyfini çıkarma arzusu. Hiç biri işe yaramazsa camdan bakıp kafamı boşaltsam ya da gün içinde ağır gelen konuları düşünmeye fırsat olsa.

Uzaklara gitsem nerede ineceğimi bilmeden. İçimden ''hadi'' sesini duyana kadar gitmeye devam etsem. Sonra inip, etrafa alıcı gözle şöyle bir bakıp devam edeceğim yönü seçsem. Yapraklarına dokunsam yolun kenarındaki ağaçların. Parmaklarımın ucuyla duvara dokunarak yürüsem dalgın dalgın...

Hiç yorum yok: